Günün Filmi
dram
Pianistin Çığlığı
The Piano
19. yüzyılda İskoçya'dan Yeni Zelanda'ya gönderilen dilsiz Ada, tek sesi olan piyanosuyla birlikte gelir. Kocasının piyanosunu satması ve onu kaba bir yerli aracı olan Baines'e devretmesi, Ada'nın hayatını beklenmedik biçimde dönüştürür. Jane Campion'ın bu filmi, arzunun, özgürlüğün ve ifadenin gücünü hem vahşi hem de zarif bir dille anlatır.
Detaylı İnceleme
The Piano, kadın bakış açısını ve kadın arzusunu bu denli cesur ve şiirsel bir dille anlatan nadir filmlerden biridir. Jane Campion, filmiyle Cannes'da Altın Palmiye kazanan ilk kadın yönetmen unvanını almıştır. Holly Hunter'ın Ada yorumu, sözsüz bir performansın nasıl bu denli güçlü olabileceğini kanıtlar; Oscar'lı bu performans sinema tarihine geçmiştir. Michael Nyman'ın müziği ise filmin duygusal dokusunu o kadar derinden şekillendirir ki görüntü ve ses birbirinden ayrılamaz bir bütün oluşturur. Yeni Zelanda'nın vahşi ve ıslak coğrafyası, karakterlerin iç dünyalarının görsel bir yansıması olarak işler. Film, beden dili, müzik ve doğa aracılığıyla dili aşan bir anlatı kurar.
Neden İzlemelisiniz?
The Piano, sinemanın sözcüklere ihtiyaç duymadan ne kadar derin şeyler söyleyebileceğini gösteren filmlerden biridir. Ada'nın piyanosuyla kurduğu ilişki, insanın kendini ifade etme ve var olma arzusunun en güzel metaforlarından biridir. Film bittikten sonra müziğe ve sessizliğe bambaşka gözlerle bakarsınız.